سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
سورة المعارج
Surah Al-Ma'arij is the seventieth surah of the Quran, consisting of forty-four verses. It answers the deniers who mockingly demanded that the punishment be hastened, portrays the terror of the Day of Judgment, and teaches that the impatience woven into human nature is disciplined through worship. The surah takes its name from al-ma'arij, the ways of ascent, mentioned as an attribute of Allah in its third verse. Observing that the human being was created anxious and restless, yet that those constant in prayer are protected from this frailty, it sketches a concrete portrait of moral character. For readers today, the surah reveals the stabilizing role of worship in an age of anxiety, holding up the believer who honors the acknowledged right of the needy in his wealth and keeps trusts and covenants.
Surah Al-Ma'arij is Meccan, revealed in a setting where the polytheists denied the resurrection and derisively demanded that the threatened punishment come at once. Its opening verses answer such a demand, and the Prophet is counseled to bear with the deniers with beautiful patience.
Its major themes are the nearness of the Last Day, the psychological frailties of the human being, and the protective power of prayer. The angels and the Spirit ascend to Allah in a Day whose measure is fifty thousand years (70:4). The human being is described as created anxious and ungenerous, fretful when evil touches him and withholding when good comes (70:19-21), with those who are constant in their prayers excepted. Verses 70:22-35 draw the believer's portrait: constancy in prayer, a recognized share in one's wealth for the beggar and the deprived (70:24-25), belief in the Day of Reckoning, chastity, and faithfulness to trusts and testimony. The surah ends with a warning of what awaits the deniers.
سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ
Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor
تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ
Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler
فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا
Güzel güzel sabret
إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا
Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar
وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا
Ama biz onu yakın görmekteyiz
يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur
وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ
Dağlar da atılmış pamuğa döner
وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا
Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz
يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ
Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister
كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ
Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır
۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا
Başına bir fenalık gelince feryat eder
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا
Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder
إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ
Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ
Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ
Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler
فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ
Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ
Şahidliklerini gereği gibi yapanlar
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ
Namazlarına riayet edenler
أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ
İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar
أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor
كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ
Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır
فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez
فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar
يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ
Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür