عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi
Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
سورة عبس
Surah 'Abasa is the eightieth surah of the Quran, comprising forty-two verses on the equality of all people before the divine message, the precedence of sincere seeking over social rank, the blessings of creation, and the Day of Judgment. Its opening — a gentle yet unmistakable correction addressed even to the Prophet, occasioned by a blind seeker of guidance receiving less attention in that moment than the Meccan dignitaries — establishes with finality Islam's refusal to rank human beings by status. The surah then affirms that the Quran is an ennobled reminder inscribed on honored pages, and calls man to reflect on his creation and his sustenance. For readers today it is a timeless lesson in measuring people by sincerity rather than worldly weight, and in belittling no one.
'Abasa is a Meccan surah, generally placed in the early Meccan years. As widely transmitted in the tafsir literature, it was revealed when the blind companion 'Abdullah ibn Umm Maktum came asking questions while the Prophet was occupied with winning over the notables of Quraysh and was not attended to in that moment; the surah corrected this posture.
The surah's first section displays revelation's role as moral educator: the standard is not to court the self-sufficient but to attend to the one who comes striving in awe of God (80:1-10). The Quran is presented as a reminder borne on honored, exalted, and purified pages (80:13-16). The second section recalls man's creation from a drop and the order of provision laid out before him; the summons "Let man look at his food" (80:24) directs attention to the power behind the rain, the grain, and the orchards. The final section depicts the Day of the deafening blast, when a man flees from his brother, mother, father, spouse, and children (80:34-37), closing on the contrast between beaming and dust-covered faces.
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ
Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
Ne bilirsin, belki de o arınacak
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Arınmak istememesinden sana ne
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
وَهُوَ يَخۡشَىٰ
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ
Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةࣱ
Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Dileyen onu öğüt kabul eder
فِي صُحُفࣲ مُّكَرَّمَةࣲ
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir
مَّرۡفُوعَةࣲ مُّطَهَّرَةِۭ
O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir
بِأَيۡدِي سَفَرَةࣲ
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır
كِرَامِۭ بَرَرَةࣲ
İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ
Canı çıksın o insanın, o ne nankördür
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ
Allah onu hangi şeyden yaratmış
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ
Sonra onu öldürür ve kabre koyar
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
İnsan, yiyeceğine bir baksın
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبࣰّ ا
Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقࣰّ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبࣰّ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
وَعِنَبࣰ ا وَقَضۡبࣰ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
وَزَيۡتُونࣰ ا وَنَخۡلࣰ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
وَحَدَآئِقَ غُلۡبࣰ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
وَفَٰكِهَةࣰ وَأَبࣰّ ا
Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
مَّتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ
Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ شَأۡنࣱ يُغۡنِيهِ
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ مُّسۡفِرَةࣱ
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir
ضَاحِكَةࣱ مُّسۡتَبۡشِرَةࣱ
O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir
وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةࣱ
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ
O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ
İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır