عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Neyi soruşturuyorlar
Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
سورة النبأ
Surah An-Naba is the seventy-eighth surah of the Quran, comprising forty verses on the resurrection — "the great tiding" — the testimony of cosmic order to God's power, and the two contrasting outcomes of the Day of Reckoning. Known also by its opening word as Surah 'Amma, it begins the thirtieth part of the Quran, the section most widely memorized and recited in prayer. To the mocking questions of the Meccans it replies with a catalogue of blessings, from the earth spread as a cradle and the mountains as pegs to sleep, night, and rain: the One who established this order is surely able to raise the dead. For readers today the surah teaches a reflective gaze upon nature and insists that life be lived in earnest regard for the great tiding.
An-Naba is a Meccan surah, generally placed in the early Meccan years. As its opening verses indicate, it came in response to the Meccan polytheists who made the resurrection a matter of mockery and doubt, questioning one another about it. No specific incident of revelation is transmitted, but the content reflects a setting in which disputes over the Hereafter had intensified.
The surah's central themes are resurrection and the evidences of divine power: the Day called "the great tiding" (78:2) is a matter for preparation, not idle dispute. The earth laid out as a resting place, mountains as pegs, creation in pairs, sleep for repose, night as a covering, day for livelihood, seven firm heavens, and a blazing lamp (78:6-16) testify daily to God's might. On the Day of Decision the trumpet will be sounded, Hell will lie in wait for the transgressors, and the God-conscious will be honored with gardens and delights (78:31-36). On that Day, when the Spirit and the angels stand in ranks, the denier's cry "Would that I were dust!" (78:40) seals the surah with piercing force.
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
Neyi soruşturuyorlar
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰ ا
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰ ا
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا
Sizi çift çift yarattık
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰ ا
Uykunuzu dinlenme vakti kıldık
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا
Geceyi bir örtü yaptık
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰ ا
Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰ ا شِدَادࣰ ا
Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik
وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰ ا وَهَّاجࣰ ا
Parlak ışık veren güneşi varettik
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰ ا
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّ ا وَنَبَاتࣰ ا
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰ ا
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰ ا
Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰ ا
Gökler kapı kapı açılacaktır
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا
Dağlar yürütülüp serap olacaktır
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰ ا
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰ ا
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰ ا
Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰ ا وَلَا شَرَابًا
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
إِلَّا حَمِيمࣰ ا وَغَسَّاقࣰ ا
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
جَزَآءࣰ وِفَاقًا
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰ ا
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰ ا
Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰ ا
Biz de herşeyi yazıp saymışızdır
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا
Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰ ا
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰ ا
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
وَكَأۡسࣰ ا دِهَاقࣰ ا
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا كِذَّٰبࣰ ا
Orada boş ve yalan söz işitmezler
جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰ ا
Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰ ا
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّ اۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰ ا
Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰ ا قَرِيبࣰ ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا
Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der