وَٱلشَّمۡسِ وَضُحَىٰهَا
Güneşe ve onun ışığına
Ezan bildirimi, Kur'an-ı Kerim, kıble pusulası ve günlük içerikler — hepsi tek uygulamada, ücretsiz.
سورة الشمس
Şems Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 91. suresidir; 15 ayetten oluşur ve nefsi arındırmanın kurtuluş, kirletmenin hüsran olduğu gerçeği ile buna tarihsel örnek olarak Semûd kavminin helâki konularını işler. Sure, Kur'an'ın en uzun yemin dizilerinden biriyle açılır: güneşe ve aydınlığına, aya, gündüze, geceye, göğe, yere ve nihayet insan nefsine art arda yemin edilir. Nefse hem fücurunun hem takvasının ilham edildiği bildirilir; 'Onu arındıran kurtulmuş, onu kirleten ziyana uğramıştır' hükmü surenin kalbidir. Ardından Salih peygamberin devesini hunharca kesen Semûd'un toplu helâki anlatılır. İç dünyanın terbiyesini hayatın aslî meselesi sayan herkes için Şems Suresi temel bir başvuru metnidir.
Şems Suresi Mekkîdir; Mekke döneminin ilk yıllarında indiği kabul edilir. Yeminlerle örülü ritmik üslubu erken Mekkî dönemin karakteristiğidir. Suredeki Semûd kıssası, peygamberini yalanlayan bir toplumun acı akıbetini Mekke müşriklerine uyarı olarak sunar; sure hakkında özel bir nüzul sebebi nakledilmemiş, genel davet bağlamında değerlendirilmiştir.
Surenin ana teması nefsin tezkiyesi, yani arındırılmasıdır. On bir yeminlik dizinin zirvesinde yer alan 'Nefse ve onu düzenleyene; ona fücurunu ve takvasını ilham edene' ayetleri (91:7-8), insan tabiatına iyilik ve kötülük kapasitesinin birlikte yerleştirildiğini bildirir; 'Onu arındıran kurtulmuştur' hükmü (91:9) kişisel sorumluluğu kesinleştirir. İkinci bölümde Semûd'un azgınlığı, en bedbahtlarının kalkıp deveyi kesmesi ve kavmin yerle bir edilmesi (91:11-15), nefsini kirleten bir toplumun tarihsel örneği olarak okunur. Kozmik düzen ile ahlâkî düzen aynı surede yan yana durur.
وَٱلشَّمۡسِ وَضُحَىٰهَا
Güneşe ve onun ışığına
وَٱلۡقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا
Ardından gelmekte olan aya
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا
Onu ortaya koyan gündüze
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَغۡشَىٰهَا
Onu bürüyen geceye
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا
Göğe ve onu yapana
وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا طَحَىٰهَا
Yere ve onu yayana
وَنَفۡسࣲ وَمَا سَوَّىٰهَا
Kişiye ve onu şekillendirene
فَأَلۡهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقۡوَىٰهَا
Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن زَكَّىٰهَا
Kendini arıtan saadete ermiştir
وَقَدۡ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا
Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِطَغۡوَىٰهَآ
Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشۡقَىٰهَا
Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı
فَقَالَ لَهُمۡ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقۡيَٰهَا
Allah'ın peygamberi onlara, Allah'ın devesini göstermiş ve: "Allah'ın bu devesine ve onun su hakkına dokunmayın" demişti
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمۡدَمَ عَلَيۡهِمۡ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمۡ فَسَوَّىٰهَا
Onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onların üzerine katmerli azap indirdi; yerle bir etti onları
وَلَا يَخَافُ عُقۡبَٰهَا
Bu işin sonundan O'nun korkusu yoktur